Hoşgeldiniz.

islam öncesi arap yarımadasına genel bakış islam öncesi arap yarımadasında kurulan devletler hakkında bilgi verirmisiniz Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Ziya Paşanın Batıya, İslam Coğrafyasına
  • 5 üzerinden 4.60   |  Oy Veren: 5      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    İslam Öncesi Arap Yarımadasına Genel Bakış

    Sponsorlu Bağlantılar




    islam öncesi arap yarımadasına genel bakış
    islam öncesi arap yarımadasında kurulan devletler hakkında bilgi verirmisiniz



    Paylaş Facebook Twitter Google







  2. Sponsorlu Bağlantılar




    İslam Öncesi Arap Yarımadasına Genel Bakış

    Arap Yarımadası.jpg

    Arap Yarımadası, Asya, Avrupa ve Afrika’nın kesiştiği önemli bir noktada bulunur. Yarımadanın batısında Kızıldeniz, güneyinde Hint Okyanusu ve Aden Körfezi, doğusunda Umman ile Basra Körfezi vardır. Asya Kıtası’yla birleşen kuzey kesiminde ise Filistin ve Suriye sınır olarak kabul edilir.

    İslam öncesi Arap Yarımadası’ndaki toplumda “bedevi” ve “hadari” denen iki çeşit hayat tarzı vardı. Hadariler köy, kasaba ve şehirlerde yaşarken bedeviler çöl ve vahalarda konar göçer olarak çadırlarda yaşarlardı. Arap Yarımadası’nda yaşam, kabile esasına göre devam ediyordu.

    Arap Yarımadası’nın bir iç (merkez) bir de dış (kıyı) bölgeleri vardı. İç bölgeler çok az yağış alan ve aralarında bazı vadilerin bulunduğu sıra dağlardan oluşuyordu. Dolayısıyla bu bölgelerde nüfus azdı. Kurak olan iç bölgelerde yaşayan insanlar, su kaynakları olan yerlerde hayvanlarını otlatırlardı. Sular çekilip otlar kuruduğu zaman, başka yerlere göçerlerdi. Onların geçim kaynağı, hayvancılıktı. Yaşadıkları çöl şartları tarım, sanat ve ticaret gibi uğraşlara imkân vermemiştir.

    Kıyı bölgeler iç bölgelerden oldukça farklıdır. Bu bölgeler yağmurlu ve tarıma elverişlidir. Dolayısıyla kıyının bu özellikleri yerleşik hayata geçmeyi kolaylaştırmıştır. Arap Yarımadası’ndaki ülke, şehir ve köyler bu kıyı bölgelerinde kurulmuştur. Arap Yarımadası’nda çok eski dönemlerde yaşayan ve sonradan soyları yok olan Ad, Semut ve Medyen gibi kavimler vardı. Bunların dışında Kahtani ve Adnaniler de yarımadada yaşamaktaydı. Kahtanilerin ana vatanı, Yemen’di. Adnaniler ise Araplarla karışmış ve Araplaşmış bir topluluktu. Bunlara Hicaz Arapları da denir.

    Hicaz, zaman zaman yabancıların ilgisini çekse de hiçbir dönemde yabancı istilasına uğramamıştır. Bunda bölgenin dağlık, yollarının dar ve bölgeye asker sevkinin güç oluşu etkili olmuştur. Hicaz halkı nesiller boyu hür yaşamış, soy ve diline yabancı unsurlar karışmadan safiyetini korumuştur.

    Yemen’den başlayıp Akabe Körfezi’ne ulaşan ticaret yolu, Mekke ve Medine üzerinden geçerek Akdeniz sahiline ulaşmaktaydı. Ayrı-
    ca Mekke çevresinde yılın belli zamanlarında panayırlar kuruluyordu. İnsanlar bu vesileyle buraya gelip ticaret yapıyor ve Kâbe’yi ziyaret ediyorlardı. Kâbe’nin dinî bir merkez olması, Hicaz’ın Yemen-Suriye ticaret yolu üzerinde bulunması, belli zamanlarda Mekke’de panayırların kurulması, buranın önemini daha da artırıyordu.

    Yarımadanın önemli yerleşim bölgelerinden biri olan Yemen, arazilerinin düzenli yağmur alması ve ticaret kavşağı olması nedeniyle verimli bir bölgeydi. Bu sebeple Yemen’e yeşil toprak (el-arzu’lhadra) denilirdi. Yemenliler çok eskiden beri Hindistan ve Güney Afrika sahilleri ile Orta Doğu arasında ticari faaliyetlerde bulunurlardı. Ancak daha sonra Hicaz Arapları ticarette Yemenlileri geride bıraktı.

    İslam öncesi Arap Yarımadası’nda çeşitli dinlere rastlanıyordu. Örneğin; Medine, Hayber, Fedek ve Yemen’de az da olsa Yahudi vardı. Onlar, MÖ 6. yüzyılda Babil Kralı Buhtunnasr’ın Kudüs’ü işgal edip Yahudileri Babil’e götürdüğü sırada, bir kısmının kaçarak yarımadanın bazı şehirlerine(Medine, Hayber, Yemen ve Fedek) yerleşen Yahudilerdir. Arap Yarımadası’nın kuzey bölgesinde yaşayan Gassani ve Hireliler arasında Hristiyanlık yayılmıştı. Güney Arabistan’da da bu dinin mensupları yoğun olarak Necran’da bulunuyordu. Hristiyanlık, Hicaz bölgesindede biliniyordu; ancak önemli bir etki oluşturmamıştı.

    Arap Yarımadası’nda oturan İran asıllı Mecusiler (ateşe tapanlar) de vardı. Bunlar özellikle bugünkü Bahreyn, Umman ve Yemen bölgelerinde bulunuyordu. Araplar arasında Güneş’e tapanlara da rastlanıyordu. Onlar arasında Ay, Güneş ve Zühre Yıldızı kutsal sayılırdı. Güneş’e tapanlar güneşin doğuşu, zevali ve batışı sırasında günde üç vakit dua ederlerdi. İslamiyetten önce yarımadada putperestlik çok yayılmıştı. Her ailenin bir putu vardı. Çeşitli nesnelerden yaptıkları putlara bilinçsizce tapıyorlardı. İslam öncesi Arap Yarımadası’na Cahiliye Dönemi âdet ve uygulamaları damgasını vurmuştu.

    Dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi Arap Yarımadası’nda da insanlar hür, esir ve kölelerden oluşuyordu. Genelde kadınlar bir eşya muamelesi görüyor ve haklarına riayet edilmiyordu. Kadının hukuku yoktu. Avrupa’da da durum çok farklı değildi. Kadın hiçbir hak iddia edemez, erkek onu istediği zaman alır, istediği zaman boşardı. O, evde hizmetçi olarak tutulurdu. Zerdüştlerin devrinde bir erkek en yakın akrabasıyla bile evlenebilirdi. Kadın, bir esir gibi algılanırdı. Hindistan’da kadın zavallı bir varlık olarak kabul edilir, merasim ve ayinlerden uzak tutulurdu. Kadının dini, efendisine hizmet etmekten ibaretti. En iyi kadın, kocasının naaşı üzerinde kendini yakan kadındı. Yunanlılar, kadınların halk arasında dolaşmasına hoş bakmazdı. Ailede sadece babanın sözü geçerdi. Eski Fransa’da da durum aynıydı. Eski Roma’da da baba, çocukları üzerinde istediği tasarrufa sahipti.

    Bizans’ta kadın, erkeğin malı sayılırdı ve üzerinde istediği gibi tasarruf hakkı vardı. Kadının hayatı ve ölümü eşinin elindeydi. Kadın önce babasının, evlendikten sonra kocasının, kocası ölünce de oğlunun esiri olurdu.

    Siyasi açıdan da Avrupa, Afrika ve Asya kıtaları birbirinden farksızdı. Örneğin, İspanya ve güney Fransa’da saltanat yüzünden siyasi krizler vardı. Yine Fransa’da Vizigotlarla Franklar arasındaki kavgalar sürüp gidiyordu. Anglosaksonlar İngiltere adasını istila etmişlerdi. Hint, Tibet ve Çin savaşlarla birbirlerine girmişti. İran, Bizans’la sürekli mücadele hâlindeydi. Afrika’da ise Romalı ve Yunanlılar Mısır’ı sömürme yarışına girmişlerdi.İslam öncesi bütün kıtalar dinî, sosyal ve siyasi yönlerden birbirinden çok farklı değildi.




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright © 2000 - 2014, vBulletin Solutions, Inc