Hoşgeldiniz.

Deneme Yazısı Örnekleri Kısa Deneme Örnekleri Bazı Kısa Deneme Örneklerini Sizler için sunuyorum yorumlarınızı esirgemeyiniz lütfen... Hep Ben Deriz.. hep kendimizden büyük işlerlerle uğraşırız. bir
  • 5 üzerinden 4.17   |  Oy Veren: 63      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Deneme Yazısı Örnekleri

    Sponsorlu Bağlantılar




    Deneme Yazısı Örnekleri

    Kısa Deneme Örnekleri

    Bazı Kısa Deneme Örneklerini Sizler için sunuyorum yorumlarınızı esirgemeyiniz lütfen...

    Hep Ben Deriz..
    hep kendimizden büyük işlerlerle uğraşırız.

    bir yanımız duygusalsa hele,hayal üstüne hayal kurarız.bu hayaller gittikçe ulaşılması zor dediğimiz düş olan ütopyalara bırakır kendini.tabi bunun farkında olmayız,öylesine yıldızları sayarız beyaz gecelerde,öylesine sonra uyuruz kış ayıları gibi...

    hep kendimizi kandırırız.gerçeklerden,doğrulardan konuşmaktan kaçınırız.kaçan kovalanır misali hep kendi gölgemizden korkarız.kendi kendimizi yakarız...

    hep yavaş yaşamayı ve huzurlu olmayı isteriz.zahmet,sabır,inanç gibi sağlam kalelerimize sığınmak nedir yahut ne değildir bilmeyiz.bilmeyiz,çünkü dert etmeyiz yanıbaşımızda esen hayatı.belki bu yüzden hayatı hep boşveririz.olduğu gibi kabul etmektense,kendi at gözümüzle görürüz karşıki kıyımızı...

    ve hep konuşuruz her konudan.an olur futbol yorumcusu,an olur kaldırım ağası,an olur gazelden telden çalarız.illa bir şeylere havamızı ayağımızı bırakıveririz.rahat durmayız çünkü boş kalmaktan,dünyaya olumsuz yönde zarar vermekten üstümüze yok.yok,ee sözde insanız biz.peh peh insanmışız biz?...

    hep ben’i ön plana atarız.ben seviyorum.ben yapıyorum.ben ediyorum.ben yazıyorum.ben okuyorum.ben güzelim.ben yakışıklıyım.ben benim.başka biri umrunda değil...deriz hep...

    anlayacağınız dev aynalarımız bitmez,bencillik edebiyatında....
    (alıntıdır)

    Yeniden Yaşamak

    Yalnizligi,aglamayi bilir misin?. Bilirmisin yalnizlik ne demek?.. Bilir misin gökyuzundeki yildizlardan medet ummayi?.. Uzattin mi elini bir yildiz boyunca, belki tutarim diye farkinda olmadan?

    Uykusuz kalmayi bilirmisin sabaha kadar?. Hic kustun mu hayata?. Aslinda kendindir kustugun kucugum?.
    Kapatip gozunu hayaller kurdugun oldu mu gelecege dair?. Bazen kucuk bir masumiyet belirir tebessumunde, bazen gozunde hircin bakislar.
    Kizdin mi kaderine gunlerce?. Kendini taniyamadigin oldu mu hic?.Bazen cesaret edemeyen konusmaya ve bazen de hic susmayan sen.

    Sevdin mi birini?. Her yagmur yagisinda saatlerce bekledin mi sevdigini pencerenin onunde?

    Bir yudum sevgi dilendigin oldu mu, sert bakislardan?. Yaslanacak bir omuz aramadin mi?. Birden güldügün oldu mu sebepsiz?. Her siirde kendinden bir seyler bulmadin mi hic?. Rüyalarda yasadigin oldu mu hayatini, istemedigin oldu mu uyanmayi?.
    Baktigin ama goremedigin oldu mu etrafi?. Ufak bir sorunu buyutup olmeyi de mi istemedin hic?

    Sebebini bilmedigin bir agirlik cokmedi mi ustune?.
    Buyudugunu farkedip zamana dusman oldun mu?.
    Hecelerin az geldigi, kelimelerin yetmedigi oldu mu duygularini anlatmaya?.
    Agladigin oldu mu sebepsizce sabaha kadar?. Belki sen aglamati bilmiyorsunndur , sevmeyi bilmedigin gibi.

    Iki damla yasdegildir aglamak. Once huzunlenmek, sonra dusunmek, hayal etmek.. Anilari yasamak, buyuk bir ozlem icinde o kucuk oyuncak bebege sarilmak.
    Iste budur aglamak ve yeniden yasamak.

    (alıntıdır)

    Issız bir parkta sallanırken insan, gökyüzüne dokunacağını düşünür bazen..
    sonsuz mavinin derinliklerinde kaybolup gideceğini hayal eder..
    düşler kurar, mutluluğa dair.. içinden şarkılar söyler biraz hüzünlü biraz
    melankolik birazda aşk kokan.. hızlanır git gitte sallanışlar.. düşündükçe
    hızlanır.. hızlandıkça düşünür.. sonra birden ya kopar ipleri salıncağın tüm
    düşler suratına yapışır insanın.. yada durur salıncak.. düşlerde durur.
    mavilikler siyah olur ansızın.. mutluluk hüzün.. hüzünler acı.. şarkılar
    birer feryat olur.. duyan olmaz.. salıncağın ardında kimse kalmamıştır
    sallayan.. ve o an.. karanlık çöker başta parka.. sonra tüm şehre.. ve sen
    siyah görürsün herşeyi.. konuşmak istersin konuşamazsın.. konuşursun anlayan olmaz
    yine susarsın.. gidersin sonra.. karanlıklar içine ve ağlarsın sonra
    herkesten gizli.. herkes toplanır başına.. gözlerinde alaycı gülümsemeler..
    nefret edersin insanlardan.. kaçarsın bilmediğin bir yere.. yerde gözünden
    akan yaşların izleri.. basmadan üzerine koşarsın.. koşarsın.. koşarsın.. bir
    uçurum çıkar karşına.. durup kalırsın bir süre.. sonra bakarsın ardına..
    herkes arkanda.. atla atla diye tempo tutarken görürsün dostlarını.. ve
    gülümsersin son bir defa.. bırakırsın kendini boşluğa.. rüzgarda savrulur,
    sallanırsın.. salıncakta olmasanda.. son sallanıştır bu .. son ..

    (alıntı)

    Ne zaman ağlayan birini görsem içim acısa da yine de sevinirim. Çünkü bilirim ki ağlayan kişinin kalbi henüz nasır tutmamıştır. Katılaşmamıştır yüreği. Kalp ağlamazsa gözyaşı da akmaz denir ya. İşte onun gibi. Sevindiğimizde atılan kahkahalar kadar , üzüldüğümüz zamanlarda dökülen gözyaşları da bir o kadar değerlidir.

    Bir düşünürün dediği gibi " Gözyaşı, çekilen sıkıntıyı ve bunun beraberinde gelen hakikati değiştirmez belki ama
    kalbi katılaşmaktan kurtarır. Gerçeklerin betona çarpıp geri dönmesine engel olur."

    Bu nedenle de ağlamak güzeldir. Üzülmeyi becerebilen bir insan, sevinmeyi de becerebilir. Ağlayabilen bir insan gülmenin kıymetini daha iyi anlayabilir. Ağlatanlardan değil ağlayanlardan olmanın ayrıcalığını hissedebilir.

    Ağlamak sanılanın aksine çaresizlik, zayıflık , güçsüzlük demek değildir. Canımız yandığında öfke ve intikam duygularıyla kalbimizi nasırlaştıracağımıza, gözyaşlarımızla yapılan temizlik, kalbin doğru ateşi bularak yumuşamasına vesile olur.

    Ağlayan birisine yapılacak en büyük destek, bana göre, samimi bir dokunuş ya da uzatılan bir mendildir. Bunlar bin türlü sözden çok daha kıymetlidir.

    Ağlayabilmek insan olmanın gereklerinden biridir. Her şeye rağmen, özellikle insanın kendisine rağmen ağlayabilmesi takdire şayan bir erdemdir.

    Ağlamakla gülmek , olmazsa olmaz bir ikilidir. Tıpkı evrende olan diğer zıtlıklar gibi….

    (alıntıdır)

    Ulaşılamayanın peşinden koşarız hep . Ömrümüz koşmakla gecer ve uzakta olmasına rağmen ona erişemek isteriz, oysa yakında olduğu halde onu fark edemediğimiz için,başka güzellikleri aramakla geçer, Hep dost ararız da dost nasıl olunur bilemeyiz yada beceremeyiz . Ne yazık ki tek taraflı koşmakla olmaz da özveride yapmak istemeyiz.

    Bir bahçede bile onca çiçek varken , daha ileridekini almak için çimenlerin ve o güzelim çiçeklerin bile nasıl ezildiğini göremeyiz.Hep birilerinin değişmesi için uğraşırız da kendimizi değiştirmeyi aklımızdan geçirmeyiz . Bir bilsek ki değişme kendimizle başlasak nerelere kadar ulaşırız . Mühürlü zannettiğin nice Gordiyon’un kör düğümleri çözülür kılıç olmadan . Bir dost ortamında dinlenmek isteriz.Ama hep dinletiriz dinlemeyi bilemeyiz .
    Bir denesek dinlemekle neler neler öğrenebileceğimizin tadına varsak ta hep vakur şekilde dinlesek yürekten.Şüphe duymadan.Çünkü şüphe varsa sabır edemeyiz .Sabır edemediğimiz içinde , hedefe varamayız . Dostluk meclisinde de genel yaşamda da bir adım daha ilerde olmak istiyorsak içimizdeki beni unutmalıyız . Ben merkezli olmayayız ve insanoğlunun en büyük düşman olan Nefisten uzak durup ve nefsine sahip olmayı becerebilmeliyiz , beceremediğimiz takdirde üzerimize devrilen duvarların altında eziliriz.

    Başkalarının da bize ihtiyacı olabileceğini hiç düşünmeyiz .Yürekten paylaşılan bir dost meclisinin sohbetinin tadına varabilen bir insan asla yalnız kalmadığını bilecektir . Öğle zaman olur ki , hoş bir sohbet sohbetin içinde kaybolurda gideriz .Aşk ile meşk arasında bilinmeyen okyanuslarda kaybolmadan yelken açarsında haberin olmaz bile . Zaman zaman aşk yanında da meşk birbirini tamamlayan iki güzel anlamlı kelimenin ışığı altında aşılmadık dağ , uçulmadık bulut , yada kulaç atılmadık deniz ve ulaşılmadık sahil kalmaz bile .Ne kadar çok yorulsak ta dost deryasında yorgun düşse de naciz bedenimiz umudumuzu asla yitirmemeliyiz . Dostluğun temeli paylaşımdır.paylaşım her konu olmalıdır.Hep birbirmizin dostumuz olduğunu söyleriz de bunu nasıl ispat ederiz .

    Sen benim dost musun söyle bana.? Eğer gerçek ise tüm bu itirafların , öyleyse canın canımdır.Aynan olmalıyım.Her baktığımda aynaya seni ben,beni de sen olarak görmeliyim.Her gerçeği de yüzüne söyleyebilmeliyim ama her şeyi. Hem sakınmadan, mertçe ve , esirgemeden lâfımı, Ne şekil gelirse, öylece söylemelim...Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama , sen de dupduru olmalısın karşımda. Eğer sen bir candan dostsan, gözlerimin içine baka baka yaka silk yanlışlarımı söyle hatta nefret ettiğinide haykır bana! Arkamdan asla şikayetlenme! Yiğit , mert ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme acıda olsa her gerçek. Haykır , laf ve iltifat değil, icraat beklerim senden! Öyle bak ki, samimi olsun bakışlarından yansıyan ışınlar ve gerçek hislerini görebileyim...

    Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!Ben ölmeden her şeyi söyleyebilmelisin. Dil söylenmeli yürekten dile dökülen nağmeler misali. herşeyi....Ölüler konuşamazlar biliyorsun . Kulak duyarken anlatılmalı.duymalı paslanmış kulaklar sevginin tınısnı. Göz bakarken bakmalı dostlar birbirine.Can sağ iken sarılmalı kardeşce ,dostça birbirlerine.
    Keşkelere meydan vermemeli insan hayatında.Keşkeler telafi etmiyor ne geçen zamanı ve de düzeltiyor kırgınlıkları. Pişmanlıklarla yoğrulmamalı tüm düşlerimiz ,Dirime selâm vermeyen kardeşim bile olsa , ölüme de fazla yaklaşmasın! Dostsan, ölmeden dostluğunu göstermelisin. Her söylediğimi onaylaman şart değil .Zaten her yaptığımda doğru demek değildir. Her yaptığımı beğenmen de gerekmez.. Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma! Bekleme benden aksi sert bir tepki.Çünkü ben alışmışım eleştirilere tahammül etmeğe.
    Sıkıntı adama sıkıntı yaratır . İşte içinden yüreğinden yüzüne yansıyan bu sıkıntı var ya senin bütün gizli sırlarını açığa verir .Unutmamak lazım ki insan kendi aklı ile düştüğü uçurumdan yada sıkıntıdan yine kendi aklı ile kurtulabilmeyi bilmelidir.

    Dost dediklerinde ne kadar sana yardımcı olurlar ki . Hayatta kalabilmenin önemli kuralı geçmişin hesabını yapabilmek ve günü birlik yaşamamaktır . İşte o nedenle dostlarınızda günü birlik ilişkileriniz sıradan olmamalıdır . Hiç kimseye de körü körüne bağlanmamayı öğrenmelisin . Unutma ki hiç kimse asla doğduğu kişi değildir . Daha sonra içindeki kişi olur . Tek felsefende her zaman başın dik olsun.özün sözün doğru olsun.Ne kimseye köle ol , nede kimseyi köle et . İşte o zaman dostun çok olur . Dostlar arasında kutsal olmak istiyorsan , doğru yolda yol almalısın .Buda iyililik ve yüreğin ile beyninin birlikte hareketi iyi ile olur .
    Cesaretle sadece kendinin değil dostun olsun olmasın herkesin haklarını savunmayı bilirsen o zaman yücelirsin . Unutma iki kolun var , bir tanesi sana yeterken diğeri ile de başkalarına el atmalısın . İki kolun gibi ikide yüzün vardır . Yine birisi kendin için . Diğeri de Dünya içindir .Sonuçta sana sormadan geldiğin bu fani dünyadan gene sana sorulmadan bir gün gideceksin . Hiç kimsede sonunun nasıl olması gerektiğini seçemez . Seni annen ve bana dünyaya getirebilir .Başkanlar Krallar insanları yönetebilirler . Eğer sen ruhunu şeytana satmazsan RUHUN senin olur . Uçurtma gibi uçsan da ipin elinde yada gerçek dostun elinde olsun .Dostun yumruğu acı olur unutma..
    Bu dünya öğle bir kalleş dünya ki unutma dostum ; Ayaklar baş olmuş,başlarda ayak. Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir . Gitmiş ağalar paşalar ,kellere körlere kalmış köşeler . Derler ya büyüklerimiz.kimse bizi basmak yaparak üstümüzden yükselmesin . Ne ezen nede ezilen olun . Hep elinde testere ve odunu yontarken de bir ona bir sana olsun:keser gibi tahtayı kendine yontmayacaksın. Bir söz var ya hani;

    Kime sordumsa seni dogru cevap vermediler
    Kimi alcak, kimi hirsiz, kimi deyyus dediler`.
    Künyeni almak icin, partiye ettim telefon ,
    Bizdeki kayda göre , simdi o mebus dediler,
    İşte toplum olarak son durumu iyi değerlendirmek lazım

    ( HOŞLANMADIĞINA SABRETMEDİKÇE HOŞLANDIĞINI ELE GEÇİREMEZSİN)

    alıntı

    Yanılgı

    Bedene ne ağırmış düşünce yükü...Zihin doluyken taşıyamıyormuş meğer ayaklar insanı. Ne zormuş insana kendi deryalarında boğulmak. Nasıl yazılıyor bu şarkılar derdim hep..Meğer ne kolaymış bir ruh halini dökmerk satırlara.

    Kimmiş, neymiş beni böylesine üzen, yıpratan, kuru yapraklar gibi...Ama tam aksine her gün güzelleştiren yasla... Neymiş bu zihnin derdi? Neymişki bu dert bir bardak alkolde kıyılara vuran? Yanlışmış birşeyler...Hep birbirimizin aynısıymışız gibi tanımak insanları, ne büyük bir yanlışmış...Her yaraya her tuz basımında anladım bir kez daha.

    Her inanıp, güvendiğimde, tutunduğumda bir dala, işte huzur, işte aşk diyerek bir çocuğun oyuncağını sevmesi gibi açtığımda kollarımı, o kollarımın yine bir tek kendimi sardığını fark ettiğimde başladı hayata yenilgilerim...

    Tanrım!

    Aşk ne büyük bir oyun...Ne acımasız bir sınav...Neden hep çocukken izlediğimiz filmlerde ibretlik değil de güzel bir hikaye gibi anlatıldı bize? Ne büyük bir yanılgı...Onunla da onsuz da olamıyor olmamız...

    Her iki şekilde de yanıyor canımız...

    Ama hep acı çekiyor insani yanımız…
    alıntı

    ... Dostluk konusunda düşündüğüm zaman, hep şu noktayı gözönünde tutmalı diye düşünürüm: Acaba dostluğu arattıran sebep güçsüzlük veya ihtiyaç mıdır? Acaba karşılıklı yardımlaşmaya girişirken insanların amacı tek başlarına pek başaramayacakları şeyi bir başkasının yardımıyla elde etmek, sırası gelince karşılığını yapmak mıdır? Yoksa bu yardımlaşma dostluğun özelliğidir de, dostluğun daha derin, daha asil, sırf doğanın (tabiatın) yarattığı başka bir neden mi vardır? Dostluğa adını veren sevgi, insanların yakınlık duygularıyla birbirine bağlanmasında başlıca nedendir. Çünkü çıkarlar çok kez kendine dost süsü veren ve durum gerektirdiği için saygı, ilgi gösteren insanlardan bile elde edilebilir, oysaki dostlukta hiçbir şey yalan ve yapmacık değildir, her şey gerçektir ve içten gelir. Bu yüzden, sanırım, dostluğu gereksinme (ihtiyaç) değil, doğa yaratır. Dostluğun doğuşunda, ondan ne çıkarlar elde edileceği düşüncesinden çok, ruhların sevgi ve bağlanması var...

    Birçokları kendilerinin yapamayacakları şeyleri dostlarında aramaktan -haydi sıkılmıyorlar demeyeyim de- hataya düşüyorlar diyeyim. Dostlarına vermedikleri şeyleri onlardan istiyorlar. Halbuki önce iyi insan olmak, sonra kendine benzeyeni aramak doğru olur. Deminden beri söylediğim sürekli bir dostluk ancak şu kimseler arasında sağlamca kurulur: Yakınlık duygularıyla birbirine bağlanmış insanlar önce başkalarının esiri olduğu ihtirasları yenecekler, sonra doğruluk ve adaleti sevecekler, birbirleri için her şeyi yapacaklar, ama birbirlerinden şerefli ve doğru olmayan hiçbir şeyi istemeyecekler, aralarında yalnız sevgi ve beğenme değil, saygı da bulunacak. Çünkü dostluktan saygıyı kaldıran onun en büyük süsünü kaldırmış olur. Bunu sananlar, tehlikeli şekilde yanılırlar. Doğa, dostluğu erdemin yardımcısı olsun diye vermiştir, hataların yardakçısı olsun diye değil, onun amacı şudur: erdem tek başına en yüksek katına erişemediğine göre, ortaya başkasıyla birleşip ortak olarak erişsin. Bu türlü bir birlik bazı insanlar arasında, var olmuş veya olacak ise, bu, onları katıksız iyiliğe -ürecek en iyi ve en mutlu birlik sayılmalı. İşte, bence, insanların peşinde koşmaya değer sandıkları her şeyi, şerefi, ünü, ruhun sükunet ve sevincini içine alan birlik, bu birliktir. Bütün bunlar var olunca, hayat mutluluk doludur.

    (alıntıdır)


    Paylaş Facebook Twitter Google


  2. Kayıtsız Üye





    Sponsorlu Bağlantılar




    paylaşım için saol güzel olmuş




  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Copyright © 2000 - 2014, vBulletin Solutions, Inc